1 Şubat 2017 Çarşamba

Survivor'a Gidiyorum, Kazanmak İçin "Savaşacağım"

Dominik dünyanın neresine düşer hiç bilmezdim. Uçakla 13 saat çektiğini duymuşluğum var. Bizim buralar kar, tipi, boran iken oraların sıcacık olduğunu da biliyorum. Bunlar dışında bildiğim başka bir şey yok. Nesi meşhur diye sorarsanız hindistan cevizi derim, kokonat derim. Kına gecelerinde ne yaparlar, gelini evden kim çıkarır, bebeğe diş hediği kaynatırlar mı hiç bilmem. Buna rağmen, tatilde Alanya yerine Dominik'e gitme fikri hiç uzak gelmiyor. Hatta gittiğimde hiç yabancılık çekmeyecekmişim gibi gerçekçi olmayan bir hisse sahip olduğumu da söylemeliyim.. Bunun yegane sebebi evlerimizin efendi çocuğu, Acundur.  

Her sene olduğu gibi bu sene de ocak sonu şubat başı geldi mi memleket olarak yönümüzü Dominik'e çeviriyoruz. Mübarek Survivor ayları başladı. Dominik'ten canlı yayın haziran başına kadar devam edecek. Hemen her akşam deniziyle, güneşiyle, kokonatıyla ve Adonis'i andıran yarışmacılarıyla Dominik'i izleyeceğiz. Acun'un Dominik'in turizm gelirine yaptığı katkıdan dolayı fahri Dominik vatandaşlığı alması an meselesidir gibime geliyor. Ya da ülkemiz ile Dominik arasında Kore gibi bir kardeşlik anlaşması imzalanabilir. "Kore'yle savaşta beraberdik Dominikte öyle bir durum yok" demeyin. Bizim ünlülerle gönüllüler orada ne yapıyor sanıyorsunuz? Tabi ki "savaşıyor." Lütfen yaptıkları işi yabana atmayınız. Durun anlatayım: 

Time Dergisi 2007 yılında Survivor'u gelmiş geçmiş en iyi 100 televizyon programı arasında göstermiş. Dünyanın her ülkesinde format aynı. Yanına mayosunu alan 20-25 kişi ıssız bir adaya gidiyor, iki takıma ayrılıyor ve "savaşıyor." 😀"Savaşların" tamamı muazzam bir prodüksiyon ile bize aktarılıyor. Kazanan şövalyeler farklı ödüllerle taltif ediliyor. Her hafta biri eleniyor ve en sona kalan "kahramanın" başında konfetiler patlatılıyor. Ödül olarak konfeti patlatmak dışında ne veriyorlar görmüşlüğüm yok. Sonra da kazanan kahramanımızı  dizilerde, kamu spotlarında, ya da dedikodu programlarında görüyoruz. Tüm format bu.  

Survivor'da "savaşmak" ifadesi yarışmacılara ait. Yaptıkları şeyi kodlama biçimleri maalesef böyle. "Savaşmak." Duygularını anlattıkları bölümlerde takım arkadaşının oyun performansını eleştiren bir yarışmacı şöyle diyor: "O buraya tatil yapmaya gelmiş. Savaşmaya gelmemiş." Birbirlerini motive ederken ya da yaşananları değerlendirirken sıklıkla bu ifadeyi kullanıyorlar. Savaşmaya hazırız, bu bizim savaşımız, bu benim savaşım değil abi! vb.  Bir de son dönemde ifade edilmeye başlanan "bu millet arkamda olduğu sürece beni kimse eleyemez" lafı var. Hamasetin dibi. Sanırsın Suriye'den bir Mehmetçik vatanına sesleniyor. Üzücü.

Daha yarışmanın tanıtım aşamasında başlıyor muhabbet. Profilden kameraya bakan yarışmacı, kollarını bağlayıp şöyle diyor: "Kazanmak için hazırım, başarmak için her şeyi yaparım, mücadele benim göbek adım, amacıma ulaşmak için her yolu denerim, alayı gelsin ben buradayım, deli etmeyin ulan adamı!!! v.s"😊😊


Şükürler olsun ki Survivor'da yarışanlardan hiç biri savaş gören nesilden değil. Görmüş olsalardı yaptıkları şeyin "en azından savaş" olmadığını anlarlardı. Onların savaşmak dedikleri şey; 15-20 metre uzunluğundaki bir parkuru hızlıca geçmek ve metalden yapılma halkaları 2,5 metre uzaklıktaki
bir çubuğa geçirmek. Ya da kaydıraktan hızlıca kaymak, denge tahtasından geçmek ve bu kez 2 plastik topu kovaya atmak.  Bunu en kısa sürede başaran "şövalye" takım arkadaşları tarafından 30- 45 saniye boyunca cepheden zaferle dönmüş bir kumandan gibi karşılanıyor ve sevinç gösterileri yapılıyor. Bu 30 saniyelik süre boyunca yaşanan sevinç o kadar abartılı oluyor ki izleyici bile az önce kazanılan şeyin bir zafer olduğuna inanma noktasına geliyor. 😉 Ardından bir başka seramoni başlıyor. Az evvel ringden inen savaşçı,  acemi şövalyelere parkurun ne şekilde geçileceği ile ilgili tüyolar veriyor. Şuradan geçerken odunun ortasına bas, dengeni koru ki ilerde zaman kazanasın, burada dik açıyla dur, ha bi de halkayı atarken evrene pozitif enerji gönder...hadi bi üçlü çekelim heyyyyyyyy sör-vay-vır... yeah...Bir süre sonra savaşı kazanan belli oluyor. Ödül gönüllülerin. Ödül ne: Migrostan 2,5 kg. baldo pirinç...buyrun bir üçlü daha çekelim...heyyyyyyyy sör-vay-vır... yeah...

Bu nedenle Acun'un arada bir yarışmacıları toplayıp: "Arkadaşlar burası etrafı düşmanlarla çevrili bir kale değil. Roma İmparatorluğu yıkılalı çok uzun yıllar oldu. Kolezyum ve şövalyeler artık yalnızca birer turistik figür haline dönüştüler. Yeniçeri ocağı kapatılalı çok oldu. Kafirleri artık öldürmüyoruz, Kılıçların yerini kalemler aldı. Bütün haçlı seferleri iptal edildi. Canınızı yirim bu kadar havaya girmeyin.  Burada sadece bir şov yapıyoruz. Reality şov. Ciddiye alınacak bir yanı yok. Bakın araya mısır cipsi, cola ve internetten kırtasiye ürünleri satan bir firmanın reklamını falan alıyoruz. Dominik'in başında oynatacak oyuncu bulamadığımızdan ışıkçıyı, montajcıyı falan oynatıyoruz. Burası deniz kenarında bir ada. Oyunlar dışında kalan zamanlarda güneşlenmek için bolca zamanınız var, hepinize benden çay." demesi lazım. 

1600 yılından bir yeniçeri dedemiz kalksa gelse ve protein tozu içerek vücut yapmış torunlarını ıssız bir adada çubuğa halka takmaya çalışırken görse ne düşündürdü acaba? Bir de yaptıkları bu işi "savaşmak" olarak nitelediklerini duysa? Herhalde önce gülerdi. Sonra da sizin yapacağınız işin....deyip basar giderdi.

Bu ülkede çok sevilen dizi karakterlerinin ölümünden sonra "gıyabi cenaze namazları" kılınmıştır. Unutmayın. Dizilerde karısına kötü davranan oyuncuların önü sokakta kesilmiş ve "o kadın bunları hak etmiyor, bak yanlış yapıyorsun aga!!!" diye oyuncuya ayar verilmiştir. Öyle ki bazı dizi karakterlerinin dublajsız sesini duyan hayranlar, yaşadıkları hayal kırıklığını küfrederek ifade etmişlerdir. Polat Alemdar'ın gerçek hayatta halim selim bir adam olduğuna, sakin bir yaşamı tercih ettiğine ve mafyayla hiç görüşmediğine alışmak ne kadar zamanımızı aldı hatırlayın. 😉 Bizim Polat Alemdar mı? Evet o. Asıl adı da Necatiymiş...oh şit... 

Şimdi içinde yaşadığımız atmosferi daha yakından görmek için 2016 yılında yapılmış bir anketten bahsedeceğim. Akademik kısımları geçiyorum. Soru şu: Vahşi doğada yaşamak size neyi ifade eder?

Soruyu cevaplayanların % 46'sı "mücadele" demiş. % 18'i "adada kalmak ve % 11'i "tropik" demiş. Resmen Survivor demişler. Mücadele, ıssız ada, tropik...Bu ifadeler Survivor jargonundan. Soru neydi? Vahşi doğada yaşamak ne ifade ediyor? Adamlar resmen Masai Mara'yı sormuşlar. Ormanlık ve tekinsiz bir arazi, aslanlar, kaplanlar, yılanlar, bataklıklar falan demeleri gerekmez miydi? Nerede bizim sürekli belgesel izleyen abiler? 😀

Google'a vahşi doğa yazdığınızda ilk sırada gelen görsel bu.
Survivor adasında bunlardan bir-iki tane olsa aslında.
Hani daha heyecanlı olması açısından 😋

İkinci soru şöyle: Ne ile beslenirdiniz? Soruyu cevaplayanların % 42'si balık avlayarak demiş. % 23'ü muz yiyerek. % 14'ü ise hindistan cevizi yiyerek demiş. Biraz gülüp gelicem.😆😆😆😆😆 

Balık, muz ve hindistan cevizi yerim. Arada bir de ödül oyunu kazansak oh miss. Daha ne isterim? 

Makalenin tamamına şuradan ulaşabilirsiniz. Buradan...

Vahşi doğada kaldığında balık, muz ve hindistan cevizi yerim diyen adamla, Polat Alemdar'ın gerçek hayatında mafya ile görüştüğüne inanan adam, aynı adam? Vahşi doğa lafından Dominik'i anlayan adamla, doğduğundan beri Yozgat'ın bir ilçesinde yaşayan adam, aynı adam. Bu kadar havaya girmesek iyi olur. 

Yarışmanın formatı, ödüller, dedikodular vb. hepsi büyük bir simülasyonun parçası. Esasen iyi çalışılmış bir sosyal deney ortamı. Plastik ile gerçek olanın bu kadar güzel gözlenebileceği bir yer daha bulmak eminim çok zor olur. Acun, gözlem yapmaları için bir psikolog-psikiyatrist grubu da götürse memleketimizin akademik dünyasına on numara destek olabilir aslında.

Son tahlilde manzara şudur: Survivor, iyi kurgulanmış bir yarışmadır. Taa Dominik'ten algılarımızla oynamakta ve bizi biçimlendirmektedir. İzlerken ona göre izlemek lazımdır.  

Dominik'e gitmek bir 1 sevap, Survivor yarışmacısı olarak gitmek 10 sevap şeklinde bir dedikodu çıkmış. İtibar etmeseniz iyi olur. 😉 












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder